DENİZ GEZMİŞ'İN İDAMINA CHP'DE OY VERMİŞ

 

1972'de Deniz Gezmiş ve 2 arkadaşının idam edilmesi, Adnan Menderes ve iki arkadaşının intikamı olarak nitelendiriliyor. İdamlar sırasında 12 Mart ara rejim hükümetinin Başbakanı, CHP'li Nihat Erim'di. İdamlar Meclis'e geldiğinde CHP'lilerin önemli bir kısmı da idam için el kaldırmıştı.

12 Mart ara rejimi döneminde, 6 Mayıs 1972'de idam edilen Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu militanları Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ın hakkındaki dosya yeniden tartışmaya açıldı. Bir Tv programında tartışmaya katılan CHP Milletvekili Berhan Şimşek, Deniz Gezmiş ve 2 arkadaşının idamının, Adnan Menderes ve iki arkadaşına misilleme olarak gerçekleştirildiğini ileri sürdü. Şimşek'in suçlamasına muhatap, Süleyman Demirel'in liderliğini yaptığı Adalet Partisi'ydi.

MİT, CUNTANIN İÇİNDEYDİ

Tartışmalarda 12 Mart darbesi öncesindeki siyasal şiddet olayları da gündeme geldi. Bir başka tv programında da 12 Mart'tan 3 gün önce askeri darbe girişimi konu edildi. Akim bırakılan 9 Mart cunta girişimi içinde yer alan emekli binbaşı Erol Bilbilik ve o dönemde Bomba Davası'nda yargılanan emekli yarbay Talat Turhan, şiddet olaylarının Amerika tarafından örtülü şekilde desteklendiğini ve kışkırtıldığını açıkladı. Açıklamalara göre CIA, gençlik örgütlerine değil, 9 Mart cuntasının içine de sızmıştı. Aslında cuntaya sızan MİT'ti. Ama 9 Martçı solculara göre 12 Mart Amerikan darbesidir. 9 Mart cuntasına sızan MİT ajanlarından biri, Cemal Madanoğlu'nun sağ kolu Mahir Kaynak'tı. Madanoğlu ifadesinde "Hayatta güvendiğim iki kişi varsa, biri Mahir Kaynak, öteki İlhan Selçuk" demiştu. Solcu avukatlardan Nur Birgi, Kaynak'ın yakın arkadaşlarındandı. Kaynak'ın MİT ajanı olduğu anlaşılınca Birgi'nin, "Ah, başını omzuma koyardı, beraber içerdik, yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmezdi, nasıl olur" diye dövündüğünü Av. Gülçin Çaylıgil anlatır.

BAAS TÜZÜĞÜNE BAKTILAR

İddialara göre 9 Mart Cuntası, 27 Mayıs 1960'daki askeri darbede Milli Birlik Komitesi üyesi olan emekli general Cemal Madanoğlu ve Doğan Avcıoğlu'nun liderliğinde teşkil edildi. Cuntada pek çok solcu aydın yer aldı. Cuntanın askeri kanadında ise yüzlerce üst düzey subay vardı. 9 Martçı'lara göre dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Faruk Gürler ve Hava Kuvvetleri Komutanı Org. Muhsin Batur, cuntanın önde gelen isimleriydi. Cuntacılar, Demirel Hükümeti'ni devirip, Baas tipi yarı-askeri sosyalist bir rejim kuracaklardı. Bunun için bir Devrim Anayasası, Devrim Partisi tüzüğü, askerlerden müteşekkil 50 kişilik Devrim Konseyi, Devrim Mahkemeleri taslaklarının yanı sıra aralarında sivillerin bulunduğu Bakanlar Kurulu listesi bile hazırlamışlardı. Taslakların hazırlanmasında BAAS tüzüğünden yararlanılmıştı. Darbeye gerekçe için, cuntacılar bazı radikal sol gençlik örgütleriyle işbirliği yaparak şiddet olaylarını tırmandırmışlar. Darbe 9 Mart 1971 günü gerçekleştirilecekti. Yine iddialara göre 9 Mart cuntası kendi içinde ihanete uğramış, Hava Kuvvetleri'ni elinde tutan ve "Uçan General" olarak anılan Org. Muhsin Batur ve Kara Kuvvetleri'ni kontrol eden Faruk Gürler saf değiştirmiş. 9 Mart darbesi akamete uğratılıp yerine 12 Mart darbesi yapılmış. Yarbay Talat Turhan, kendisini sorgulayanlar arasında 9 Mart cuntasındaki bazı subayların olduğunu söyledi.

'BALYOZ HAREKATI'

12 Mart 1971'de Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç, Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur, Kara Kuvvetleri Komutanı Faruk Gürler ve Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Celal Eyiceoğlu'nun imzasını taşıyan bir muhtıra verildi. Süleyman Demirel başbakanlıktan istifa ettirildi. Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay ve CHP lideri İsmet İnönü muhtırayı destekledi. DİSK bile muhtırayı coşkuyla karşıladı. CHP Genel Sekreteri Bülent Ecevit ise, İnönü'nün tavrını tepkiyle karşıladı. İnönü'nün ara rejim hükümetine üye vermesini sindiremeyen Ecevit, Genel Sekreterlik görevinden ayrıldı. Demirel Hükümeti düşünce, Nihat Erim hükümet kurmakla görevlendirildi. Erim Başbakan oldu. Ardından radikal solu hedef alan "Balyoz Harekatı" başlatıldı. Yüzlerce solcu, İstanbul'daki MİT'e ait Ziverbey Köşkü'nde sorgulandı. Büyük çapta tutuklamalar gerçekleşti. Bu arada Tümgeneral Celil Gürkan başta olmak üzere 9 Mart'çı 5 general ve 9 albay ordudan çıkarıldı. Deniz Gezmiş'in Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu ve Mahir Çayan'ın Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi isimli örgütler dağıtıldı. Bu örgütler banka soyma, adam kaçırma ve çeşitli bombalama olaylarına karışmışlardı. 1969'da Filistin kamplarında eğitim alan Deniz Gezmiş yakalanırken, THKP-C lideri Mahir Çayan ve 9 arkadaşı Ünye'deki NATO üssünden kaçırdıkları İngiliz rehinelerle birlikte Niksar'ın Kızıldere Köyü'nde askerle girdikleri çatışmada öldürüldü. THKO'dan Sinan Cemgil ve arkadaşları da Nurhak dağlarındaki çatışmalarda öldüler.

SİLAHLI SOL'UN KÖKÜ

12 Mart döneminde Madanoğlu-Avcıoğlu Davası'nın yanı sıra dört illegal sol örgüt davası görüldü. Bunlar Deniz Gezmiş'in THKO, Mahir Çayan'ın THKP-C, Doğu Perinçek'in Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi idi. TKP-ML TİKKO (Türkiye Komünist Partisi-Marksist Leninist Türkiye İşçi Köylü Kurtuluş Ordusu)'nu kuran İbrahim Kaypakkaya, Perinçek'in Proleter Devrimci Aydınlık Grubundan kopmuştu. Aynı gruptan kopan bir diğer örgüt Garbis Altınoğlu ve Robert Kolejli devrimciler tarafından kurulan Halkın Birliği idi. Grup, Hindistanlı Maocu Komünist Çaru Mazumdar'ı örnek alıyordu. Perinçek Grubu ise Mao ve Çin Komünist Partisi'nin çizgisini savunuyordu. 12 Eylül öncesinde faaliyet gösteren illegal sol örgütler, THKO, THKP-C, TKP-ML TİKKO'nun mirasıydı. Perinçek'in lideri olduğu TİİKP Davası'nda yargılananlar arasında Nuri Çolakoğlu, Şahin Alpay, Ferai Tınç, Oral Çalışlar, Gülay Göktürk ve Prof. Halil Berktay da vardı. 1970'lerde Arnavutluk Emek Partisi ve Enver Hoca'nın görüşlerini savunan 'Türkiye Devrimci Komünist Partisi' çevresi, kendilerini THKO'nun devamı olarak görüyorlardı. 12 Eylül öncesi sol örgütlerden Dev-Yol, Kurtuluş ve Dev-Sol ise kendilerini THKP-C'nin devamı olarak niteliyorlardı. 12 Mart öncesi örgütlerden sadece Perinçek grubu Türkiye İşçi Köylü Partisi adıyla legal faaliyet gösterdi. Silahlı mücadeleye karşı çıkan Perinçek grubu, diğer sol örgütleri 'cuntaların oyuncağı' olarak görürlerdi. Buna göre Deniz Gezmiş, kitlelerden kopmuş, bireysel mücadele biçimlerinin sürüklediği yerlerde askeri darbe plancılarının inisiyatifi altına düşmüştü. Dahası Denizler, bir bakıma devletin, hatta Amerikalıların bilgisi dahilinde oradan oraya gitmiş, saklanmış, kaçmış, yakalanmış.

Asıl cuntacılar serbest kaldı

12 Mart ve 9 Mart olayı çok karışık. Kimine göre Amerikan, kimine göre İngiliz oyunu. Bu karışıklıkta olan "devrim hayali" kuran gençlere oldu. 9 Martçılardan Hava Yüzbaşı Fevzi Özkaya, mahkemede, "Bizi örgütleyenler de mahkemeye sanık olarak çıksınlar" diye bağırıyordu. Geçenlerde Habertürk'e konuşan Deniz Gezmiş'in ağabeyi Bora Gezmiş de benzer şeyler söyledi.

İPLİKLER PAZARA ÇIKTI

12 Mart'ın Hava ve Deniz Kuvvetleri Komutanları Muhsin Batur ve Kemal Kayacan emekli olduktan sonra CHP'den milletvekili oldu. Batur, 1980'de CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı idi. "Cunta arkadaşları" sonraki yıllarda birbirlerinin ipliğini pazara çıkarırlar. 1985'de Uğur Mumcu, 9 Martçı Celil Gürkan'ı konuşturdu. İddiaları cevaplayan Muhsin Batur ise Devrim Anayasası, Devrim Partisi taslakları hazırlayanlar arasında olmadığını, bu taslaklar kendisine iletildiğinde "Atatürk'ün ruhu rahatsız olur" diyerek onaylamadığını söyler. Batur şöyle diyordu: "Sayın Mumcu'ya bir soru sormak isterim:

Siz izlediğim kadarıyla hep özgürlükçü, çok partili bir düzenden yana ve sosyal demokrat yapıda göründünüz. Acaba o tarihte Gürkan ve arkadaşlarının görüşleri doğrultusunda bir eylem yapılsaydı, bunu yazılarınızla destekler miydiniz?.. Kendini bilen herkes gibi siz de her zaman haksız hukuki uygulamaların ve işkencenin karşısına çıktınız. Acaba bu düzen kurulsaydı, bu düzenin icabı olan Devrim Mahkemelerini (zannederim o zaman bir tane Ziverbey Köşkü yerine 67 ilde birer köşk olurdu) yazılarınızla destekler miydiniz?"

Kimler sorumlu

Deniz Gezmiş ve iki arkadaşı idam edildiğinde Başbakan, CHP'li Nihat Erim'di. Hükümet üyelerinin önemli kısmı sol eğilimli idi. İdam kararı veren askeri mahkemeydi. 18 idam kararı Askeri Yargıtay'a gitti. 15 idam cezası bozuldu. Üç idam cezasının infazıyla ilgili kanun maddesi ise TBMM ve Cumhuriyet Senatosu'nda sadece AP'lilerin değil, CHP'lilerin de oylarıyla kabul edildi. CHP Genel Başkanı İsmet İnönü'nün idamları engellemek için büyük çaba gösterdiği iddiası bazı sol çevrelerce bile kabul edilmez. Buna göre kendilerini 27 Mayısçı olarak niteleyen bazı çevreler idamların vebalini sadece Adalet Partisi'ne yüklemeleri ve 27 Mayıs'ın bir intikamı olarak sunmaları bir yalan kılıfı, hatta bir örtbas orkestrasıdır.

PAŞA 'DAVA'YI YARIM BIRAKTI

İsmet Paşa, idam kararları Meclis'e geldiğinde bağlayıcı grup kararı almadı. Paşa'nın tek yaptığı, Meclis kararını Anayasa Mahkemesi'ne götürmek oldu. Mahkeme, kararı usül yönünden bozdu. Karar, Meclis ve Senato'da ikinci kez onaylandı. Davacı konumdaki İsmet Paşa'nın ikinci kez Anayasa Mahkemesi'ne başvurması bekleniyordu. Ama Paşa başvurmadı, davayı yarıda bıraktı. Meclis'teki oylamada 144 CHP'liden idamlara hayır diyenlerin sayısı 47 idi. Senato'da 34 üyesi bulunan CHP'den idamlara hayır diyenlerin sayısı ise 18 idi. Mart 1972'deki oylamada, İsmet Paşa sinirlenerek oylamaya katılmamıştı.

27 Mayıs kıyası yanlış

Deniz Gezmiş Davası 9 Ekim 1971'de bitti. İnfazlar ise 6 Mayıs 1972'de gerçekleşti. İlk kararla infaz arasında yedi aylık bir süre vardı. Adnan Menderes ve iki arkadaşı ise mahkeme biter bitmez idam edildi. Ne temyiz hakları vardı, ne Anayasa Mahkemesi, ne Meclis kararı. Bu bakımdan hukuki ve siyasi açıdan kıyas yanlış. Elbette, bu önemli farklılıklar bile, Deniz Gezmiş'lerin idamlarını haklı çıkarmaz.

DENİZ GEZMİŞ VE Arkadaşları Cunta tarafından kurban edildiler

68'li solculara göre Deniz Gezmiş ve THKO bir 'kahramanlık efsanesi'dir. Nurhak dağlarında THKO'ya yönelik operasyonlara katılan Jandarma komando Albayı Yılmaz Erkekoğlu ise "Nurhak ey Nurhak" isimli kitapta şöyle diyordu: "Bir avuç insana bakıp, anayasa ile müesses demokratik nizamı, silah zoru ile yıkarak yerine marksist-leninist bir düzen getirecek insanlar bu kadar mıydı düşüncesi yanlış olur. Onlara verilen görev görünüşün ardında yatan büyük ve gizli girişimin ufak bir bölümü idi. Bu görevi yapmak için büyük bir içtenlikle bir araya geldiler, zorlukları göğüslemeye çalıştılar. Belki zamansız olarak görevlendirildikleri ve yanlış yere gönderildikleri, belki de arkalarındaki büyük güç'ün desteğinden yoksun kaldıkları için yenildiler."

GÜVENCE ALARAK YOLA ÇIKTILAR

Prof. Alpaslan Işıklı da 'Gün Doğmadan' kitabında şöyle diyor: "Bu dönemin eylemci gençliği konusunda asıl garip ve trajik olan husus, bunlardan çoğunun, fiilen terörist olmadıkları halde, kendilerini terörist olarak göstermekte başarılı olmalarıydı" der. Işıklı şöyle devam eder: "Kuşkusuz, aldanmanın veya aldatılmanın da ihmal edilmemesi gereken bir payı vardır bu olaylarda. Gezmiş, yakalandığı vakit, kendisinin THKO'nun basit bir neferi olduğunu, asıl büyük gücün arkadan gelmekte olduğunu açıklamıştı. Bunlar, kuşku yok ki romantik duygularla dile getirilmiş açıklamalar değildi; çok büyük olasılıkla önemli bazı kişilerin verdiği güvenceye dayanarak yola çıkmışlardı. Nitekim, olayların ardından açıklanan bazı gözlemler ve ortaya atılan gerçekçi bazı yorumlar şunu gösteriyordu: Sonradan muhtırayı veren kuvvet komutanları arasında yer alanlardan bazıları, Avcıoğlu çizgisindeki sol bir darbe için hazırlık yapmaktaydılar. Onların içinde bulundukları bu hazırlıklar istihbar edilince, Ankara'da karargâh kurmuş olan Atlantik ötesi güçlerin bazı elemanları, Cumhurbaşkanı Sunay'ın desteğinden de yararlanarak hareketin yönünü değiştirmeyi başarmışlardır. Böylece, Deniz Gezmiş ve arkadaşları, kendilerini öne sürmüş olan bazı önemli isimlerin de içinde yer aldıkları bir cunta tarafından kurban edilmiş oldular."

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !